“Neler Yazdık, Kimlerle Konuştuk?”
Ne kadar türevlerini çıkartmış olsam da halen ilk ve esas blog sitem olarak devam eden “Bir Yazarsam…” son dönemlerdeki yazı tembelliğine rağmen geçtiğimiz gün 50.000 rakamını geçince şöyle bir geçmişe doğru zamanda yolculuk yapmanın zamanı gelmiş dedim. Belki de çok önemli bir rakam değil ama insanı böyle düz rakamlar mutlu ediyor işte. Ara sıra küçük şeylerden mutlu olmayı başarabiliyorsak, daha ne isteyelim değil mi!
Her ne kadar “Bir Yazarsam…” Blogspotta başlamış olsa da artık o döneme ait rakamları buraya eklemiyorum. Yani 50.000 sadece WordPress haritalamasına ait bir rakamdır. Oradaki rakamları bundan böyle “Bir Bakarsam…” a hediye ediyorum. Her neyse! Rakamlarla kafanızı daha fazla karıştırmadan seri biçimde şu geçmişe yolculuğa başlayalım.
Acemice hazırlanmış bir deneme olmasına rağmen “Bize Bilim Lazım” ilk yazdığım yazı olarak kendini hep korudu ve halen yerinde duruyor. Bu blog sitesinin esasında kuruluş felsefesini anlatmaya çalışan bir yazıydı. Sonraları blog başka dallara budaklara ayrılarak yazılar ister istemez çeşitlendi. Fakat her yazımda mutlaka bir bilgi ya da duygu vermek ve özgün olmak prensibimden hiç taviz vermedim.
Ali Kuşçu ve Fatih Sultan Mehmet’ten övgüyle bahsettiğim “Kapıda Karşılananlar” tarihi olmasına rağmen ilk dönemde en beğenilen ve en çok okunan denemem oldu. Daha sonra başka tarihi yazılar da yazdım. Ancak en severek yazmaya başladığım yazılar modern fizik ve özellikle izafiyet teorisi hakkında olanlar oldu. O dönemde İzafiyet Teorisi‘nin yanında “Rengarenk” “Televizyon Nasıl Çalışıyor” ve Küresel Isınma gibi de seri yazılarım da vardı. Bunlar arka planında çapları küçük de olsa ciddi araştırmalarım olan bilim tabanlı yazılardı. Fakat “Zamanın Dışına Çıkabilir miyiz?” “Fil Kadar Mikroplar” “Olağanüstülük ve Zaman” “Sıfırı Bulan Kim?” “Aynaya Yakından Bakmak” gibi beyin jimnastiğine yönelik yazılarımı hep daha bir zevkle yazdım. Bazen bilimsel temelde dostluğun değerini bile anlatmaya çalışarak ihtiyacı olduğunu düşündüğüm adreslere bilim diliyle mektup yazmaya çalıştım.
Zaman zaman hadimiz olmayarak ahlaki eleştireler yazdık. Hedefimiz kimseyi üzmek ya da kınamak değil, kendimizce doğrulara parmak basmaktı. Bu kapsamda bir dönem yere umarsızca tüküren adama kafayı takmıştım. Gezi temelli yazılara ise “Dragos Tepe” isimli yazımla başladım, sonra ardı geldi. Zaman zaman oldukça duygusal bir dille yazdıklarım vardı: İçlerinde Babamla ilgili olanlar, yağmurla ilgili olanlar, mevsimlerle ilgili olanlar, çiçeklerle ilgili olanlar vardı. Hayvanlarla ilgili ilk yazım Mavi Balina‘ydı ama ardından çokça hayvandan bahsettim yazılarımda. İçlerinde en çok sevdiğim ise Cama Vuran Kumru‘dur. Bitkilerle ilgili ise en çok okunan yazım ise “İğdenin Dalları Yerde” isimli olandı.
Hikayelerin yeri hep ayrıydı. Her ne kadar blogda hikaye yazmak çok tercih edilir bir tarz olmasa da vazgeçemediğim bir alışkanlığımdı. Bu kapsamda en çok takip edilen hikayem “Hissettiğim Zaman” isimli olandı. En çok ses getiren ise elbette üç blog artı bir yazarlı denememiz olan “Üçlü İttifak“dı ve kesinlikle çok zevkli bir çalışmaydı. İyi ki yapmışız.
Toplumsal sorunlara değindiğimiz yazılarımız da olmadı değil. Bunlardan en çok okunanlar “Biraz da İğneyi Kendinize Batırın” ve son dönemde yazdığım “Türk’üm” isimli olanlar oldu. Bunların dışında önemli günlerde yazdığımız yazılar ve elbette mimlerin yeri de apayrıydı. Mimlerin içinde en sevdiğim ise mim makinemiz sevgili Gelibolu17′nin beni ilk defa mimlediği konuya verdiğim cevaptır. Hem ben hem ziyaretçilerimin çok beğendiği bir yazıydı. Mim aynı zamanda ingilizce çalışmalarım olduğu bir dönemde gelmişti ve kendi yazdığım yazının bir de ingilizcesini yazıp ders çalışmış oldum.
Bu arada zaman tüneli demişken; blog sayesinde tanışmış olduğum diğer blog yazarları arasında bana bu güne kadar bu sanal ortamda arkadaşlık etmiş olan ihyaca, nutukçu, nnarda, pabuç, yusuff, gül, gelibolu17, yolcu, zehrasunay, ilknurkırbaş, alisunarlar, zerrisen, tuba, noengel, karabey, siminya, jemand, benilhamperisi, emirkocaman ve varsa unuttuklarıma ve de yorumlarını eksik etmeyen değerli ziyaretçilerime ayrı ayrı teşekkürler ediyorum. Yazılarıma yorum bırakan arkadaşlara bu fırsattan istifadeyle bir konuyu da hatırlatarak yazıma son vermek istiyorum. Yorumlarınızı kesinlikle virgülüne kadar okuyor ancak son dönemde aldığım prensip kararı gereği bundan böyle tek bir yorumla ve topluca cevap veriyorum. Çeşitli nedenlerle ve yorumlarda meydana gelen yanlış anlamaları önleme açısından aldığım bu karara değerli arkadaşlarımın anlayışla yaklaşacağına eminim. Lütfen siz yorumlarınıza devam edin. Her biriniz çok değerlisiniz. Bunu da zaten biliyorsunuz.
Kalemzade
Yazınız bizleri de zaman tüneline götürdü, acısıyla tatlısıyla blog arkadaşlarımızla olan günlerimiz bu vesileyle tekrar gözümüzde canlandı. Kıymetli dostluğunuz için ben teşekkür ediyorum, başarılarınızın devamını diliyorum. “Bir yazarsam” hep yazsın ve okunsun inşallah..Selametle..
Nice 500.000 lere
Teşekkürler.
Buraya yorum yazıyorum fakat görünmüyor. Tekrar yazdım. Buraya zaten yorum yazmıştınız diyor.
Vayy bee. Yaşlanıyoruz sanki. Zaman çok acımasız. Rakamlar daha da bir acımasız.
Ben bugün 50.907. ziyaretçi olarak daha nice 50.000 li paylaşımlarda bulunmanız dileğiyle diyerek,ismimide zikretmenizden dolayı çok teşekkür ederim…
Güzel ve faydalı paylaşımlarınız daim olsun inşallah…Selamlar…
“Maziye bir bakıver neler neler bıraktık” güzel yakışacak bu yazının altına diye düşündüm ben nacizane
http://www.dailymotion.com/video/xgesqg_muzeyyen-senar-omrumuzun-son-demy_music?search_algo=1
İyi dilekleriniz misliyle size gelsin. Biz mi yavaşladık, zaman mı hızlandı çözemedim ama, evet zaman çabuk geçmeye başladı yine
Sevgilerle… Saygılarla…