“Güz Gibi; Sıcaktan Uzak, Soğuğa Tuzak!”
Bir budakta doğduğundan beri şöyle doyasıya güneşi görememişti. Arada bir diğer yapraklar esen yelle coşup eğlenirlerken aralarından sızan ışığı bir an fark eder ama gözü kamaşırdı. Bir türlü nemli bedeni şöyle bir kana kana ısınamamıştı. Hep ümit ediyordu bir zaman mutlaka diye. O kocaman güneşle göz göze geleceği anın hayaliyle avutuyordu kendini.
Bir gün erkenden yanından geçen karıncaya yalvardı; yukarı çıkınca güneşi görüp dönüşünde anlat bana diye. Karınca “tamam” dese de, unutup bir başka daldan dönerken yuvasına, küçük yaprağın ümidi de kırılıyordu. Suya sordu, rüzgara sordu, toza sordu, kuşa sordu. Bir türlü istediği cevapları alamadı. Yoksa hiç mi göremeyecekti? Ömrü böyle mi geçecekti?
Günlerden bir gün yukarılardan yaşlı bir yaprak düşerken budağına takıldı. Son nefesinde cevap verdi: “Ben güneşi gördüğüm güne kadar ona aşıktım. Ama gördükten sonra aşk bile anlamsız kaldı. Nasıl bir sevdaysa yaktı bitirdi beni. Sen onu görmeden sev, dayanamazsın!”